İŞ MÜCADELESİNE VURULAN ZİNCİR: GREV ERTELEMESİ ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA NASIL UYGULANIYOR?
- Avukatın Sesi İnisiyatifi
- 23 Ara 2025
- 7 dakikada okunur

Grev, işçi sınıfının örgütlü hak arama mücadelesinin en kudretli enstrümanı ve sömürü düzenine karşı kararlı ve dik duruşunun tezahürüdür. Emekçinin bu yılmaz mücadelesi, tarihsel süreçte liberal-burjuva siyasal iktidarlar tarafından genellikle şiddet tekelinin doğrudan kullanımıyla engellenmeye çalışıldı.
Sosyal demokrasinin günümüz hukuk sistemlerini şekillendirmeye başlamasıyla beraber burjuva siyasal iktidarlar, en temel ve yüksek hukuk normlarında sözde bir biçimde tanımış oldukları grev ve sendika hakkını ortadan kaldıran, yasaklayan veya anlamsız kılan hukuki düzenlemeler; başka bir deyişle kılıflar aramaya ve ihdas etmeye başladılar. Bu düzenlemeler, emekçi sınıfın eşit ve adil ücret taleplerini karşılamak istemeyen ve örgütlü mücadelenin gücüyle boy ölçüşemeyen sermayedarların imdadına yetişmekten başka bir amaç gütmedi.
Öyle ki toplu sözleşme ve grev hakkı, anayasalarda ve kanunlarda temel bir hak olarak tanınmakla beraber, grev yasaklarıyla veya bir grev yasağı işlevi görerek sendikaları ücret pazarlıklarında saf dışı bırakan grev erteleme kararlarıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Kamu düzeni, genel sağlık veya milli güvenlik gibi anlamları hala yargı organları tarafından dahi farklı yorumlanan sebeplere dayandırılarak kullanımı engellenen grev hakkı, yüksek yargı organları tarafından da etkin bir biçimde korunmuyor.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesi, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın, ancak Anayasanın ilgili maddelerinde yer alan sebeplerle ve kanunla sınırlanabileceklerini düzenlemektedir. Buna göre bir temel hak, Anayasanın o hakkı düzenleyen ilgili maddesinde yer alan bir sınırlama sebebinin dışında herhangi bir sebeple sınırlandırılamayacaktır.
Ancak Anayasanın grev ve lokavt hakkını tanıyan 54. maddesinin 3. fıkrası grev ve lokavtın yasaklanabileceği hallerin kanunla düzenleneceğini hüküm altına almakla yetinmiş, hangi hallerde grevin yasaklanabileceğini veya ertelenebileceğini belirleme işini parlamento çoğunluğuna sahip siyasal iktidara ve onun ortaklarına bırakmıştır.
Hangi hallerde ve kim tarafından grev hakkının sınırlanabileceği ise son olarak olağanüstü hal rejiminin yürürlükte olduğu 2016 yılında yayımlanan bir Kanun Hükmünde Kararname ile belirlenmiştir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 63. maddesinde yapılan değişiklikle genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu nitelikte görülen bir kanuni grev, Cumhurbaşkanı kararıyla ve altmış gün süre ile ertelenebilecektir.
Daha da vahim olan ise altmış günlük süre -soğutma süresi- içerisinde uyuşmazlığın tarafı dahi olmayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belirlenecek bir arabulucunun veya tarafların belirleyeceği özel bir hakemin huzurunda çözülemez ise taraflardan birinin başvurusu üzerine uyuşmazlık Yüksek Hakem Kuruluna götürülecektir.
Açıkça görüldüğü üzere hukuk, ne şekilde tanımlandığı belirsiz olan ve siyasal iktidar tarafından defalarca iş mücadelesini sekteye uğratmak amacıyla suistimal edilen sebeplere dayanarak grevlerin durdurulabilmesinin yolunu açmaktadır.
Bununla da yetinilmemekte, altmış günlük erteleme süresinin sonunda grevlerin kaldığı yerden devamına izin verilmeyerek tam anlamıyla yasaklanmaktadır. İşçi sınıfının örgütlü bir biçimde iş bırakarak ücret baskısı oluşturma ve sendikaların işçi sınıfını adına sözleşme yapma yetkisinin fiilen ortadan kaldırıldığı bir uyuşmazlık çözüm rejimi yaratılmakta, Kanun tarafından gösterilen yerlerde uyuşmazlığın çözülememesi durumunda sendikanın yetkisi düşürülmektedir. Sınıfın eşit koşullarda ücret pazarlığı yapabilme imkanı bizzat pozitif hukuk eliyle hukuk düzleminde ortadan kaldırılmaktadır.
Şunu açıkça ve peşinen söyleyebiliriz: Grev erteleme, bir grev yasağıdır! Grev yasağını, grev erteleme kalıbına sokmaktadır.
AKP rejimi, göreve geldiği 2002 yılından bugüne grev erteleme kararlarını emekçi sınıfa karşı hukuksuz biçimde kullanmaktan çekinmemiş; Anayasa Mahkemesi bahsi geçen düzenlemeyi iptal etmediği gibi grev erteleme uygulamasının 60 gün süreyle sınırlı olduğu zannıyla gerekçelendirmiştir. Yasama, yürütme ve yargı, saflarını bir kez daha sermayenin yanında tutmuştur.
Son olarak Türkiye Maden İşçileri Sendikası tarafından 4 ayrı ilimizdeki iş yerlerinde gerçekleştirilmesine karar verilen grevler, AKP Genel Başkanı’nın imzasıyla 31 Temmuz 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ertelenmiştir. Yürütmenin uygulamayı alışkanlık haline getirdiği grev erteleme müessesesi, işleyiş şekli itibarıyla Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından da sıklıkla eleştirilmektedir.
Ülkemizdeki duruma ilişkin özet niteliğindeki bu girizgahtan sonra, 23 senelik AKP iktidarında 22. kez gerçekleşen grev erteleme uygulamasının veya grev hakkını sınırlayan/ortadan kaldıran düzenlemelerin dünyadaki diğer liberal-burjuva demokrasilerde nasıl cereyan ettiklerine birlikte göz atalım.
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
Ülkemizde yukarıda izah edilen hukuki rejime dayanan grev erteleme kararının esin kaynağı, finans-kapital düzenin en köklü ve gelişkin örneği olan Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) grev erteleme uygulamasıdır. Ülkemizde ilk kez 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 21. maddesinde düzenlenerek 1963 yılında uygulanmaya başlanan grev erteleme uygulamasının 1947 tarihli Taft-Hartley Kanunu’ndan iktibas olunduğu kabul edilmektedir.
Taft Hartley Kanunu, Amerika’da toplu iş sözleşmesi görüşmelerine hükümetin müdahalesini yasaklayan Wagner Yasası’na karşı, işverenlerin ve sermayenin baskısı sonucu yürürlüğe giren ve sınıf çelişkisine sermaye lehine gerici bir çözüm getiren bir yasa olmuştur.
1947 tarihli Taft-Hartley Kanunu’na dayanan grev erteleme kararının ABD’de uygulanma usulü ülkemizdekiyle benzerlikler içermektedir. Ancak grev erteleme kararını verme yetkisini devlet başkanına tanıyan düzenleme, grev erteleme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ortaya koymak üzere farklı erkleri de görevlendirmektedir.
Taft-Harley Kanunu’na göre, kanunda sayılan sektörlerden birinde başlayan bir grevin milli güvenliği ya da milli sağlığı etkileme ihtimalinin bulunması halinde Devlet Başkanı, tayin edeceği bir kurulun uyuşmazlığa dair bir rapor hazırlamasını isteyebilecektir. Rapor, kurulun uyuşmazlığa dair bir görüşünü içermemelidir.
Raporun düzenlenmesinin ardından Başkan, Adalet Bakanı aracılığıyla yetkili mahkemeden grevin durdurulmasını talep edecektir. Mahkeme, grevin milli güvenliği ve milli sağlığı tehlikeye attığını değerlendirirse 80 gün süre ile grevi durduracaktır. Bu 80 günlük süre içinde taraflar Tahkim ve Uzlaştırma Kurulu önünde anlaşmaya çalışırlar. 60 gün içerisinde anlaşmanın sağlanamaması halinde Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu tarafından 15 gün içinde işverenin son teklifinin yer aldığı bir grev oylaması gerçekleştirilir ve sonuçları 5 gün içinde Başsavcıya bildirilir. 80 günlük sürenin sonunda anlaşmanın gerçekleşmemesi halinde ise grev ertelemesi sona erer ve işçiler grevlerine devam edebilirler.
Mukayeseli bir değerlendirme yapıldığında, ülkemizin sınıflar arasındaki menfaat dengesini sermaye ve işveren lehine en yoğun şekilde belirlemesini beklediğimiz ABD uygulamasından dahi gerici bir yolla çözümlediğini görüyoruz. ABD uygulamasında grev erteleme kararının varlığı tarafsız ve bağımsız bir yargı erkinin bulunduğu varsayımında mahkeme kararına ihtiyaç duyar. Ülkemizde ise Resmi Gazete’de yayımlanan 2-3 satırlık bir Cumhurbaşkanı Kararı grev ertelemesinin yürürlüğe girmesi için yeterlidir.
Dahası ve en önemlisi, ABD’de işçinin ve sendikanın, işverenin teklifini kabul etmemesi halinde, grev erteleme süresinin sonunda işçi grevine, işveren ise lokavtına devam edebilecektir. Ülkemizde ise yasa zoru ile taraflar Yüksek Hakem Kuruluna başvurmaya ve Kurulun yeni toplu iş sözleşmesi niteliğindeki kararını kabul etmeye mecbur bırakılmaktadırlar. Aksi takdirde ise sendikanın işçiyi temsil yetkisi ortadan kalkmakta, ertelenen greve hiçbir zaman devam edilememektedir. Görüldüğü üzere, yasalarını ithal ettiğimiz ABD’den daha grev düşmanı bir hukuki rejim yaratmayı başarabilmiş vaziyetteyiz.
KANADA
Kanada’da grev erteleme, gerek ertelemenin süresi gerekse erteleme koşullarının oluşacağı zaman bakımından oldukça sınırlı bir uygulanma alanına sahiptir. Eyaletlerde farklı yasalara tabi olmakla birlikte federal düzeyde grev erteleme, Kanada İş Kanunu’nun 90. maddesinde düzenlenmektedir. Bu düzenlemede Kabine adına genel valinin grev veya lokavtı erteleme yetkisi yer almaktadır.
Buna göre grev erteleme yetkisi, yalnızca parlamentonun dağıldığı seçim dönemlerinde, milli menfaatlerin ciddi şekilde etkileneceği değerlendirilirse gerçekleştirilebilecektir. Sebep unsuru itibarıyla yukarıdaki eleştirilerimize paralel açıklamalar milli menfaatler kavramı için de geçerlidir.
Çalışma Bakanı’nın önerisiyle Kanada Endüstriyel İlişkiler Kurulu’nun (CIRB) tavsiyesi halinde 21 gün süre ile grevler Genel Vali tarafından ertelenebilecektir. Görüldüğü üzere çok sınırlı bir zaman dilimi içerisinde uygulanma alanı olan grev erteleme kararı, tarafların bu süre içerisinde anlaşamaması halinde grevlerin devamı ile neticelenecektir. Kanada’da grev erteleme kararı ülkemizde olduğu gibi doğrudan idare tarafından alınmaktadır.
AVUSTRALYA
Avustralya’da başlamış ya da başlaması muhtemel bir greve yönelik müdahale, yasalarda geniş bir uygulama alanı bulmaktadır. Hatta sebepleri ve koşulları değerlendirildiğinde, kanuni bir greve yönelik en geniş müdahale alanı yaratılan rejimlerden birinin Avustralya’da olduğu da söylenebilir. Düzenlemeler, grevlere hem yargısal hem de idari mercilerin müdahalesini mümkün kılıyor.
Kıta Avrupası Hukuku’nda eşine pek rastlanmayan türden idari-yargısal işlevleri olan ve dayanağını 2009 tarihli Avustralya Adil Çalışma Yasası’ndan alan (Fair Work Act- FWA) Adil Çalışma Komisyonu, FWA’da yer alan sebeplerden birine dayanarak grevleri durdurma ya da sonlandırma yetkisine sahiptir. Yine Kanun, Bakan tarafından yayımlanacak bir bildiri ile grevlerin askıya alınmasına karar verilebileceğini düzenlemektedir.
Grevin bir iş mücadelesi olarak özü, amacı ve doğası itibarıyla toplu iş sözleşmesinin taraflarını veya sunulan hizmetten yararlananları olumsuz yönde etkileyeceği kuşkusuzdur. Hatta bu etkinin kimi zaman öngörülenden büyük bir ölçekte oluşabileceği de gözden kaçırılmamalıdır. Ancak yasanın aşırı müdahaleci yanı, bu gerçekliği göz ardı ederek de kendini göstermekle Kanun’un 423. maddesinin 2. fıkrası, grevin toplu iş sözleşmesinin işveren veya işçi tarafına önemli bir ekonomik zarar vermesi veya verme tehlikesi oluşturması halinde grevin sonlandırılabileceğini veya durdurulabileceğini öngörmektedir
Kanun durdurma veya sonlandırma kararının alınabilmesi için;
-Ekonomik zarar tehlikesinin oldukça yakın,
-Grevin uzun süredir devam ediyor ve
-Uyuşmazlığın yakın gelecekte çözülmeyecek olması koşullarını öngörmektedir.
Kararın alınmasını güçleştiren bu sıkı koşullara rağmen grevin önemli bir ekonomik zarara sebebiyet verme olgusuyla sonlandırılması, grev hakkının oldukça sınırlayıcı bir rejimde korunduğunu ortaya koymaktadır.
Komisyon, 2025 yılının başında ülkenin en büyük demiryolu şirketlerinden biri olan NSW’de çalışan demiyolu işçilerinin başlattığı ve 1900 tren seferinin iptal edildiği 300’den fazla grevi iptal etmişti.
Diğer yandan Kanun’un 431. maddesinde de Bakan tarafından bir bildiri yayımlanarak toplu iş sözleşmesi görüşmeleri sonucu başlayan bir grevin;
-Hayatı, kişilerin güvenliğini, sağlığı, ülke refahını, nüfusu veya önemli bir bölümünü tehlikeye düşürmesi ya da
-Grevin Avustralya ekonomisine veya önemli bir bölümüne ciddi zararlar vermesi halinde sonlandırılabileceğini düzenlenmektedir.
Avustralya örneği başlamış bir greve yönelik müdahaleler yönünden oldukça geniş bir inceleme alanı oluşturmaktadır. Ülkemiz bakımından yukarıda işaret ettiğimiz vahamet ve sakıncalar, Avustralya’daki iş ve emek mücadelesi yönünden de kendisini gösteriyor.
RUSYA
Toplu iş uyuşmazlıklarında anlaşma sağlanamaması halinde başlatılacak bir grev hakkında ertelemeye ve askıya almaya ilişkin hükümler Rusya Federasyonu İş Kanunu’nda yer almaktadır. Kanun’un 413. maddesine göre, grevin kişilerin hayatlarına veya sağlıklarına karşı doğrudan bir tehdit oluşturması halinde mahkeme, başlayacak olan bir grevi 30 günlüğüne erteleyebilecek veya başlamış olan bir grevi aynı süre için durdurabilecektir. Kanun’da bu sürenin dolması halinde izlenecek yola ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Yine, yargı erki dışında yürütmeye de grev erteleme yetkisi tanınmıştır. Burada, grev ertelemeye ilişkin diğer ülkelerde eşine pek rastlamadığımız bir grev erteleme/askıya alma sebebi öngörülmüştür. Kanun’un 413. maddesinin 2. fıkrasında, Rusya Federasyonu’nun veya onun belirli bölgelerinin hayati çıkarlarının özel olarak korunmasının gerektiği durumlarda grevlerin hükümet tarafından askıya alınabileceği öngörülmüştür.
KITA AVRUPASI ÜLKELERİ
Kıta Avrupası ülkeleri olarak bildiğimiz ve ülkemizde yürürlükte olan pek çok hukuki düzenlemenin iktibas yoluyla elde edildiği ülkelerde ise iş mücadelesinin grev ertelemesi yoluyla sekteye uğratıldığı düzenlemeler pek mevcut değildir. Yürürlükte olan düzenlemeler ise genellikle uygulanmamaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün grevlerin sınırlandırılmasının ancak belli başlı istisnalar halinde mümkün olabileceğine ilişkin yaklaşımının bu ülkeler tarafından çoğunlukla benimsendiğini görmekteyiz. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre grev hakkı ancak şiddetli bir olağanüstü halin varlığında, kamu hizmetlerinde ve zorunlu hizmetlerde sınırlı bir süre için kısıtlanabilmelidir.
Örneğin Almanya’da grev ertelemesinin öngörüldüğü bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, yargısal içtihatlarla kabul edilen birtakım kriterler grevlerin kanuniliğini ve sürdürülebilirliğini ölçmektedir. Bir grevin, ilgili bölge için temel olan hizmetlerin gerçekleşmesine orantılı olmayan -yani grev hakkı ile kamu hizmetlerinin görülmesi arasındaki adil dengenin aşırı ölçüsüz olması- şekilde zarar vermesi halinde ilgili grev mahkeme kararı ile durdurulabilecektir.
Netice olarak, ülkemizde adına yasa koyucunun grev erteleme dediği bir grev yasağı hükmü 60 seneden uzun bir süredir varlığını sürdürmektedir. Grev erteleme, esasen ülkemizde uygulandığı biçimiyle grevlerin belirli bir süre için durdurulduğu ve daha sonra devam ettiği değil, daimi olarak yasaklandığı bir yasak rejimidir. O kadar ki, ülkemizde uygulandığı biçimiyle bir grev erteleme rejimini düzenleyen ülke yasaları da oldukça azdır. Hiçbir yargı kararına ihtiyaç duyulmaksızın idarenin Resmi Gazete’de yayımladığı bir karar ile ülkemizde uzun yıllardır grevler yasaklanmakta, sendikalar işçi sınıfının hak arama mücadelesinde saf dışı bırakılmaktadır. Uluslararası normlara aykırı, grev hakkının özünü ihlal eden ve dünyada eşine ve benzerine çok az rastlanan bu ilkel yasa hükmünün ilga edilmesi ve uygulanmasının son bulması gerekmektedir.
Av. Burak Yurtsever



Yorumlar