top of page
  • X
  • Instagram

GENÇ HUKUKÇULARIN ÖNÜNDE YENİ BİR DUVAR: HUKUK MESLEKLERİNE GİRİŞ SINAVI





Avukatlık mesleğine ilişkin sorunlar yıllardır tartışılıyor. Ancak bu sorunlara etkili ve sonuç odaklı bir çözüm üretildiğine ilişkin örnekler ne yazık ki oldukça az. Hükümetin yanlış politikaları, özellikle yargı erki üzerinde telafisi oldukça güç hasarlar bıraktı. Gelinen nokta öyle vahim ki, ülkenin Adalet Bakanı neredeyse her gün var gücüyle bizleri Türkiye’nin hala bir hukuk devleti olduğuna ikna etmeye çalışıyor. 


AKP hükümetinin 2006 yılında tüm uyarılara rağmen hayata geçirmeye başladığı “her şehre bir üniversite” projesi, akademideki sorunlara bir yenisini daha ekleyerek gençlerin nitelikli bir yükseköğrenim görme hakkına adeta darbe vurdu. Bu proje kapsamında; hiçbir altyapı çalışması yapılmaksızın, bölgeye yönelik ihtiyaçlara bakılmaksızın, çoğu fakültesinde tek bir profesörün dahi bulunmadığı üniversiteler hayatımıza girmiş oldu. Yıllar içinde her meslek grubu gibi avukatlar da bu projeden nasibini aldı. 2006 yılında Türkiye’de bulunan toplam avukat sayısı 57.552 iken, bu sayı 2024 tarihinde 199.142’ye ulaşmış durumda. Sayılar gün geçtikçe artarken hukuk nosyonundan uzak, vasat altı bir eğitim veren hukuk fakülteleri sebebiyle meslekte nitelik de aynı hızla azalıyor. İşte tam da bu noktada, hükümet kendi eliyle yarattığı bu sorunlara bir çözüm üretme vaadiyle geldi: Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı. 


Nedir Bu Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı?

2019 yılında 7188 s. Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte, avukatlık stajına başlayabilmek için “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında başarılı olma” koşulu getirildi. 8 Mayıs 2024 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı Yönetmeliği” uyarınca da sınavın içeriği ve yöntemi somutlaştırılmış oldu. Yönetmeliğin 9. maddesine göre; en az 100 sorudan oluşacak olan bu sınavda, 100 puan üzerinden minimum 70 puan alanlar başarılı sayılarak avukatlık stajına başlamaya hak kazanacak. İlk bakışta pek çok meslektaş tarafından bu sınavın olumlu etkilerinin olacağı, mevcut üniversite eğitiminin yetersiz olduğu, bu sınav sayesinde hukukçuların niteliklerinin artacağı savunuldu. Hatta stajyer sayısı azalacağından, mevcut stajyerlere işveren avukatlar tarafından daha fazla değer verileceği ve sektörde daha az hak kaybı yaşanacağı da iddia ediliyor. Üzülerek belirtmeliyim ki bu düşünceler son derece gerçeklikten kopuk ve fazlasıyla iyimser hayallerden ibaret. Sınavın getirdiği gerçekler ise oldukça soğuk ve karamsar. Hukuk mesleklerindeki sorunlara çözüm getirme vaadiyle gündeme gelen bu sınav ne yazık ki yeni ve daha derin problemler yaratıyor. Bu problemlerden en önemli olanlarına biraz değinmek istiyorum. 


1- HMGS özü ve içeriği itibariyle hukuk fakültesi mezunlarının niteliğini ölçmeye uygun sınav değildir. 

Herkesin bildiği üzere, hukuk fakültelerinde öğrencilere ezbere dayalı bir eğitim biçimi uygulanmaz. Aksine, bir hukukçu gibi düşünebilme ve olayları hukuka uygun biçimde yorumlayarak çözüm üretebilme becerisi kazandırılır. Fakülte sınavları genellikle açık uçlu sorulardan oluşur; öğrencilerden yalnızca doğru cevabı bulmaları değil, doktrindeki farklı görüşleri analiz ederek hukuki yorum yeteneklerini ortaya koymaları beklenir. Bu nedenle çoğu zaman tek bir “doğru cevap” yerine, izlenen çözüm yöntemi ve hukuki muhakemenin tutarlılığı esas alınır. Zira iyi bir hukukçunun niteliği, ezber gücüyle değil, sorunları anlayıp hukuka uygun bir biçimde yorumlayabilme kapasitesiyle ölçülmelidir.


Bu çerçevede, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın, hukuk eğitiminin amacı ve hukukçuluk mesleğinin ruhuyla örtüşmediği açıktır. Şimdiye kadar yapılan sınavlar incelendiğinde, HMGS’nin nitelikten çok ezber bilgisini ölçtüğü görülmektedir. Çoktan seçmeli test formatı, hukukun yorumlayıcı ve analitik doğasına uygun olmadığı gibi, her sınav sonrası tartışma yaratan ve iptal edilen sorular da sınavın nitelik ölçme becerisine pek de sahip olmadığını göstermektedir. 


Ayrıca geçmiş sınavlarda, yalnızca adayları elemek amacıyla, mesleki yeterlilik açısından önemi bulunmayan, oldukça tali ve ezbere dayalı bilgiler sorulduğu gözlemlenmektedir. Oysa zorluk düzeyi, ezbere dayalı sorularla değil, analiz ve muhakeme becerilerini ölçen sorularla arttırılmalıdır. Sınavın bu biçimde zorlaştırılması, genç hukukçuların emeklerine ve mesleğin saygınlığına zarar vermektedir. Bu sınavın asıl amacı eleme değil, nitelikli hukukçuların yetişmesine katkı sağlamak olmalıdır.


HMGS’nin nitelik ölçmekte son derece başarısız olduğunun bir diğer kanıtı da üniversite bazında başarı oranlarıdır. Örneğin; 2024 yılının Eylül ayında yapılan sınavda, üniversiteye giriş sınavında ilk 500 içerisinde yer alan Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunlarının yaklaşık %46’sı başarısız olmuştur. Eğer bu sınavdan başarısız olmak “niteliksizlik” olarak yorumlanacaksa ve ülkenin en köklü hukuk fakültelerinden mezun olan adayların neredeyse yarısı bu kapsamda değerlendiriliyorsa, bu durum sınavın ölçme ve değerlendirme yeteneğinde ciddi sorunlar olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bu veriler, sınavın mesleki yeterlilikleri belirlemekten çok, adayları eleme işlevi gördüğünü kanıtlamaktadır. 


2- Yeni mezun ve henüz bir geliri bulunmayan hukukçular, HMGS’ye her girişinde ortalama 35.000 TL civarında bir maliyetle karşı karşıya kalabiliyor.

Hukuk mesleğini icra edebilmek için zorunlu hâle getirilen bu sınava katılmak, yeni mezunlar açısından ciddi bir ekonomik yük oluşturuyor. Öncelikle, sınav ÖSYM tarafından belirlenen yalnızca 17 farklı merkezde yapılıyor. Bu durum, sınavın yapıldığı şehirlerde yaşamayan adayları yolculuk, konaklama ve diğer giderleri için bütçe ayırmaya mecbur bırakıyor. Sınava giriş ücreti 2025 yılı itibarıyla 1.400 TL olarak belirlenmiş; tabii bu miktar her yeni dönemde daha da artıyor. 


Bununla birlikte, sınava hazırlık süreci de başlı başına önemli bir ekonomik külfet yaratıyor. HMGS’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte “dershane modeli” yeniden canlandırılarak hazırlık kitapları, testler ve özel kurslar başarıya giden yolda zorunlu birer araç hâline getirildi. Ortalama fiyatları 300 TL’den başlayan konu anlatımı ve soru bankası kitapları, 17 dersten sorumlu olan bir aday için toplamda 10.000 TL’ye kadar masrafa yol açabiliyor. Ancak asıl maliyet, sınava hazırlık adı altında faaliyet gösteren özel kurslardan kaynaklanıyor. İnternete kısa bir göz gezdirdiğimde, bu kursların fiyatlarının ortalama 25.000 TL’den başladığını görüyorum.


Dolayısıyla, sınava yalnızca bir kez girmek isteyen bir adayın toplam harcaması ortalama 35.000 TL’yi bulabiliyor. Sınavda başarısız olunması durumunda ise bu giderlerin her yıl artarak tekrarlanması gerekiyor. Asgari ücretin 22.104 TL olduğu bir ülkede, gelir elde etme olanağı kısıtlı olan yeni mezunların bu miktarları karşılaması son derece güçtür. Bu sınav, hukuk fakültesinden mezun olmuş bireylerin, mesleğe adım atabilmek için yeniden ailelerinden maddi destek almak zorunda kaldığı bir sistem yaratmaktadır. Ekonomik eşitsizlikleri derinleştiren bu durum, fırsat eşitliğini de zedelemektedir. Benim nazarımda müstakbel meslektaşlarımın -eğer şanslılarsa ve imkanları elveriyorsa- ailelerinin maddi desteğine muhtaç bırakıldığı bu düzen son derece onur kırıcıdır. 


3- HMGS’de başarısız olan mezunlar, bir sonraki sınav tarihine kadar oldukça zor şartlar altında çalışmaya mahkum ediliyor.

Beklentilerin aksine, HMGS’nin yürürlüğe girmesi stajyer avukat sayısını azaltmış olsa da bu durum stajyerlerin çalışma hayatındaki sorunları kayda değer ölçüde azaltmamıştır. Düşük maaş teklifleri, mobbing, sigortasız çalışma biçimleri ve mesleki öğretimden uzak, stajyerleri ucuz iş gücü olarak gören işveren avukat profili varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bunun temel nedeni, sınavı geçemeyen mezunların resmiyette stajyer avukat statüsünde olmasalar dahi, öğrencilik döneminde olduğu gibi avukatlık ofislerinde çalışmaya devam etmeleridir. Resmî olarak stajyer sayısı azalmış görünse de işverenler açısından “çalışan niteliği” pek de değişmemiştir. Nitekim stajyer avukat ilanlarının çoğunda “HMGS koşulu aranmamaktadır” ibaresinin yer alması, bu yeni istihdam biçiminin normalleştiğini göstermektedir. Dahası, stajyer avukat ücretleri hâlihazırda oldukça düşükken, HMGS’yi geçemeyen mezunlara bu ücretlerin de altındaki meblağlar teklif edilmektedir. Sınav başarısızlığı nedeniyle mesleki yeterliliğinden şüphe duyan genç mezunlar, çoğu zaman bu koşulları kabul etmek zorunda kalmaktadır. Tabii ki istisnaları mevcut olmak kaydıyla, ucuz iş gücü ile varlığını sürdürmeye alışan işveren avukatlar açısından HMGS’nin yarattığı bu yeni istihdam modeli bulunmaz nimettir. 


Öte yandan, avukatlık ofislerinde çalışma olanağı bulamayan mezunlar açısından tablo daha da vahim. HMGS’nin yılda yalnızca iki kez yapılıyor oluşu, başarısız olan adayların aylarca yeni sınavı beklemesine neden olmakta ve bu süre zarfında mezunları geçimlerini sağlamak için farklı sektörlerde çalışmaya mecbur bırakmaktadır. Sosyal medyada bir akım sonucu paylaşılan örnekler, bu kişilerin büyük bir bölümünün hizmet sektöründe —örneğin inşaat işçiliği, mağaza görevliliği ya da garsonluk gibi— geçici işlerde çalıştığını göstermektedir. Mesleğini öğrenmesi gereken zamanlarda, okuduğu bölümle hiçbir bağı bulunmayan meslek kollarında geçim mücadelesi veren genç hukukçular, hukuk mesleklerinden psikolojik olarak da git gide uzaklaşmaktadır. 


Sonuç olarak, HMGS’nin getirdiği sistem, iddia edildiği gibi hukuk mezunlarının sömürüye dayalı staj dönemini ortadan kaldırmak yerine, bu sömürüyü yalnızca biçim değiştirmiş bir şekilde yeniden üretmektedir. Başka bir deyişle, yeni mezunların “kölelik dönemi” sona ermemiş; yalnızca patronlar değişmiştir.


Peki avukatlık mesleğinin mevcut sorunlarına ilişkin çözüm yolları neler olmalıdır?

Yukarıda açıkladığım üzere, avukatlık mesleğinin sorunları geçmişe dayanan, çok katmanlı bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle çözüm süreci de bir anda değil, planlı ve bütüncül politikalarla yürütülmelidir. Yıllardır pek çok hukukçu tarafından tartışılan ve benim de desteklediğim çözüm önerilerinden en işlevsel gördüklerime kısaca değinmek istiyorum. 


İlk olarak, hükümetin eğitime ilişkin mevcut politikasından süratle dönülmesi ve niteliksiz eğitim veren hukuk fakültelerinin kapatılmasıyla birlikte, üniversite kontenjanlarının kademeli biçimde azaltılması gerekmektedir. Avukatların mesleki yeterliliklerine ilişkin bir sorun söz konusuysa, bu sorunun kaynağı bireysel yetersizliklerden ziyade yeterli eğitimi veremeyen üniversitelerdir. Dolayısıyla çözüm, elemeye dayalı sınav sistemlerinde değil, yükseköğretim kalitesinin iyileştirilmesinde aranmalıdır.

Nitelikli eğitim ölçütleri büyük ölçüde öznel değerlendirmelerden ibaret olsa da genel kabul görecek bazı kriterler öne sürmek mümkündür. Örneğin, dekanı hukuk fakültesi mezunu dahi olmayan, akademik kadrosunda bir tane bile profesör bulunmayan, fiziki ve akademik altyapıdan yoksun fakültelerin nitelikli hukukçular yetiştirebileceğini düşünmek gerçekçi değildir. Dolayısıyla bu fakültelerin tespit edilerek ivedilikle kapatılması gerekmektedir. 


İkinci olarak, avukatlık stajı mevcut hukuk eğitiminin içinde yer almalı ve eğitim süresi beş yıla çıkarılmalıdır. Stajyer avukatların yaşadığı sorunlar, staj hakkının sınavla kısıtlanması yoluyla değil; ancak staj sürecinin içeriği, denetimi ve statüsünün yeniden düzenlenmesiyle çözülebilir.


Son olarak, tüm bu önlemler hayata geçirilmesine rağmen mesleğin sorunları devam ediyor ve eleyici bir sınavın varlığı zorunlu bir ihtiyaç haline geliyorsa, bu sınavın ÖSYM bünyesinde değil, baroların gözetimi ve denetimi altında yapılması gerekmektedir. Zira avukatlık mesleğine ilişkin nitelik değerlendirmesi, merkezi sınav mantığı ile değil ancak meslek örgütlerinin belirlediği etik ve standartlar çerçevesinde yürütülebilir.


Son Söz

Savunma, yargının üç ayağından biridir ve doğası gereği bağımsız bir niteliğe sahiptir. Ancak bu bağımsızlık, giderek daha da otoriterleşen yürütme organı tarafından uzun süredir varlığına yönelik bir tehdit unsuru olarak algılanmakta ve hedef haline gelmektedir. Bu nedenle, avukatlık mesleğine ilişkin sorunların çözülmek yerine derinleştirilmesi, kanaatimce yalnızca hatalı yöntemlerin değil, aksine bilinçli bir siyasal yönelimin sonucudur. 


Günümüz Türkiye’sinde, yürütmenin savunma üzerindeki baskısı tam da bu politikalar nedeniyle gün geçtikçe artmaktadır. Gelinen noktada, avukatlar kuyu tipi hapishanelerin içinden müvekkillerini savunmak zorunda kalmakta, kolluk kuvvetlerince omurgasında kırıklar oluşacak derecede fiziksel şiddete maruz bırakılmakta, mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturma, gözaltı ve tutuklamalarla karşılaşmaktadır. Görüldüğü üzere, savunmanın bağımsızlığını ortadan kaldırarak yargıyı bütünüyle devlet kontrolü altına almayı amaçlayan bir hükümetten, kendi eliyle yarattığı meslek sorunlarına bir çözüm getirmesini beklemek anlamsız ve gerçeklikten kopuk bir beklenti olacaktır. Bu koşullar altında, savunmanın ve meslek örgütlerinin asli görevi, mesleğimize yönelik sistematik müdahalelere karşı kararlılıkla mücadele etmek olmalıdır. 


Av. Buse Naz GÜNEŞ 


Yorumlar


Blurry Background

Duruşma

Duruşma Saati

Duruşma  Tarihi

Blurry Background

October 2025

SUN

MON

TUE

WED

THU

FRI

SAT

  • Instagram
  • X
bottom of page