HALKIN AVUKATLIĞI VE SINIFA KARŞI SORUMLULUK
- Avukatın Sesi İnisiyatifi
- 9 Ara 2025
- 3 dakikada okunur

Baskılar, gözaltılar, tutuklamalar...
İlk önce söylenmesi gerekir ki halkın avukatlığı, yalnızca duruşma salonlarında dile getirilen savunmalardan ibaret değildir. Türkiye’de bu kavram ezilen, sömürülen ve hakları sistematik olarak görmezden gelinen tüm kesimlerin yanında durmayı, onların adalet arayışını toplumsallaşmış bir mücadeleyle buluşturmayı ifade eder. Bugün ‘’Gönüllü avukatlık’’ olarak tanımlanan avukatlık biçimi özü itibariyle halkın avukatlığının ta kendisidir. İlk kıvılcımları çok eski tarihlere dayansa da Türkiye pratiğinde bilinen en eski ve en önemli ismi Av. Halit Çelenk’tir.
Meslek büyüğümüz Halit Çelenk, 1970’lerin faşizm ve baskı koşullarında yılmadan ve karşılık beklemeden demokratik haklarını kullanan öğrencilerin avukatlığını üslenmiştir. Onun avukatlık pratiği ve onurlu cübbesiyle darağacının meşruiyeti geniş kesimlerce sorgulanır hale gelmiştir. Bugünün Türkiye'sinde aynı anlayışı sürdüren avukatların örgütü Avukatın Sesi İnisiyatifi(ASİ) ile onun mücadelesi, hayalleri ve fikirleri hala yaşamaktadır. Bunu önemle vurgulamakla birlikte şu teşhisi de koymak gerekmektedir: Halkın avukatlığı hiçbir avukatın tekil kahramanlığı ve fedakarlığından doğmamıştır. Egemen sınıfın baskı aracı olan yargının varlığı sebep; halkın avukatlığı sonuçtur. Bu nedenle, halkın avukatları kibre veya kahramanlık gururuna kapılma hakkına sahip değildir. Bizler, yargının durumuna itiraz eden dürüst insanlarız sadece. Bu bizim sınıfa karşı feragat edilmesi mümkün olmayan sorumluluğumuzdur.
Sınıf dediğimiz şey nedir? Sınıfı kim yaratmıştır?
Sınıf denildiğinde genel olarak akla iki sınıf gelir. Birincisi üst ve ezen durumunda olan işveren sınıfı; diğeri alt ve ezilen durumda olan işçi sınıfıdır. Bu sınıflar insan zihninin ürünü değildir. Ortada bir yaratım değil; var olan şeyin keşfi vardır. Bu keşfe uygun tahliller ışığında söylemeliyiz ki alt ve ezilen durumda olan işçi sınıfı; fabrikalarda, madenlerde, atölyelerde ve hizmet sektöründe güvencesiz koşullarda, düşük ücretlerle ve uzun mesai saatleriyle yaşamını sürdürmeye zorlanır. İş cinayetleri, sendikal baskılar, taşeron sömürüsü ve özelleştirme politikaları işçilerin hem yaşamını tehdit eder, hem de onurunu zedeler. Bu sayılanların doğal sonucu olarak işçi sınıfının mücadelesi, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasal ve hukuksal bir mücadeledir. Yukarıda halkın avukatlığı için yaptığımız çıkarımı aynen burası için de söyleyebiliriz.
Üst ve ezen sınıfın uygulamaları sebep; işçilerin mücadelesi sonuçtur.
Hiçbir işçi canı istediği veya bunu bir hobi haline getirdiği için direnmez, direnmeye mecbur kalır. İşte sınıfa karşı sorumluluk burada başlar, bu sonucun parçası olmakla başlar. İşsizlik ve pahallılık cehenneminin tam ortasında kalanların safında durmakla başlar.
Sınıflar kavgasında halkın avukatlığı iddiasında olanlar kendisini sınıfın yanında ve ona karşı sorumlu olarak bulur. Bu tercihten çok kaçınılmaz bir sondur. Dolayısıyla halkın avukatları ve işçi sınıfı, sınıflar kavgasında esasen müttefiktir. Bahsettiğimiz kavganın doğal sonucu olarak işçiler yalnızca üretim süreçlerinde değil, mahkemelerde de sahipsiz bırakılmaya çalışılır. Grevlerin yasaklanması, sendikal faaliyetlerin engellenmesi, işten atılanların hukuk karşısında yalnızlaştırılması bunun tipik örnekleridir. O nedenle, sınıfın müttefiki olan halkın avukatları, adaleti yalnızca yasaların sınırına hapsetmez. Çünkü biliriz ki hukuk, egemen sınıfın hukukudur. Dolayısıyla gerçek adalet, mahkemelerde değil, sınıf mücadelesinde hayat bulur.
Sınıfların adalet anlayışı birbirinden farklıdır.
Bu mücadele pratiğinde önemsiz görünen bazı adımlar tarihin çarkında çok önemli bir yere sahiptir. Söz gelimi iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin aileleriyle dayanışmak, grevdeki işçilerin yanında olmak, grev ateşi önünde grev halayına durmak, sendikal haklar için verilen mücadeleyi hukuki zeminde savunmak, gözaltına alınan halk çocuklarının yanında olmak, emniyetlerde sabahlamak, adliye kapısında oturma eylemi yapmak bunlar ve daha fazlasının tamamı bu anlayışın birer parçasıdır. Sonuç olarak, halkın avukatlığı ile işçi sınıfının mücadelesi birbirinden ayrı şeyler değildir.
Halkın avukatları, sadece mesleki bir görev değil, aynı zamanda tarihsel bir sorumluluk üstlenmiş olur. Çünkü gerçek adalet, alın teriyle, halkın mücadelesiyle ve avukatların bu mücadelenin yanında olmasıyla hayat bulur..
Polonez direnişinden, Metal grevlerine; Coca Cola grevinden, Uzel direnişine; CMK nöbetinden, Savunma mitinglerine; Gezi’den, 19 Mart’a mücadele eden tüm avukatlara selam olsun.
Av. Kerim Bütün



Yorumlar