AKP Türkiyesinde Hukuk
- Avukatın Sesi İnisiyatifi
- 30 Kas 2025
- 4 dakikada okunur

Büyük bir heyecanla hazırlanmaya başlanan ASİ derginin ilk sayısına nasıl bir yazı yazılabilir diye düşündüğüm andan beri kafamda bu cümle yankılanıyor. Nazi Almanya’sında Hukuk kitabından çok çarpıcı bir cümle!
Yazmaya böyle başlamak ne kadar acı olsa da ülkemizde adalet sisteminin geldiği son durumu bu cümle ve kitabın tamamı öyle güzel özetliyor ki, bu nedenle yazıda kitaptan sık sık alıntılar yapacağım. Antiemperyalist 1. Kurtuluş Savaşımızın önderi Mustafa Kemal 22 Ocak 1923’te Bursa Şark sinemasında yaptığı konuşmada “Adaletle hüküm icra etmeyen bir hükümet çok fenadır” demiştir. İşte adaletle hüküm icra etmeyen o “fena hükümet”le karşı karşıyayız çok uzun bir zamandır...
Anayasa, yasa, uluslararası antlaşma, kural; kısacası hukuk tanımaz “fena hükümet” ile... Onların emirlerini uygulamayan, yıkık dökük de olsa var olan hukuk kurallarını uygulamaya çalışan yargı mensupları üzerinde baskı kuran, onları mesleğinden eden bir hükümet ile... İşte böyle bir dönemde hukukçu olmak varmış kaderde...
Ancak böyle bir dönemde çok zor olsa da savunma mesleğinin ruhuna uygun biçimde halkın avukatlığını yapmak düşüyor bizlere de.. Son dönem özellikle muhalif insanlara ceza hukuku alanındaki her uygulama bize Nazi Almanya’sını hatırlatıyor.
Bu uygulamaları çok iyi bir şekilde anlatan, 2009 yılında Vermont Üniversitesi’nde yapılan bir sempozyuma sunulan yedi makaleyi içeren Nazi Almanyası’nda Hukuk kitabı Nazi “hukuku”nu icra eden kişileri ele alıyor daha çok. Kitabın
yazarlarıdan Harry Reicher, Nazi hukukunun metodolojisinin tek bir kelime ile özetlenebileceğini söylüyor “Führerprinzip”.
Führer, Türkçede lider, önder anlamına gelen bir sözcüktür. Führerprinzip ise kelime anlamı olarak “liderlik ilkesi”dir. Ancak liderin yani Hitler’in sözünü ve iradesini her türlü yazılı yasanın üstünde tutan, yasama, yürütme, yargı erklerinin tümünün, bu yetkileri keyfi olarak kullanabilen tek adamın elinde toplanmasını anlatır.
“ Nazi rejiminin, temelinde yatan korkunç bir ırk ideolojisi üzerine inşaa edildiği ve onun tarafından yönlendirildiği iyi bilinmektedir. Daha az bilinen ise rejimin ve özellikle hukuk siteminin metodolojisidir. Bu tek kemiyle özetlenebilir: Führprinzip. Bu husus, Hitler’in özel sekreteri Rudolf Hess tarafından 1934’te Nürnberg’de düzenlenen Nazi Partisi mitinginde dramatik bir şekilde ilan edilmiştir:“Parti, Hitler’dir. Bununla birlikte Hitler Almanya’dır, tıpkı
Almanya’nın Hitler olduğu gibi.”Bu biraz demagojik bir abartı gibi görünebilir, bir bakışta öyleydi de.
Ama aynı zamanda anayasal kurucu bir ilkenin de ifadesiydi. Bu anayasal ilke Adalet Davasındaki uzman bir tanık, Köln Üniversitesi’nden anayasa hukuku ve uluslararası hukuk alanında otorite olan Profesör Jahreis tarafından özetlenmiştir. “Alman Reich’ında devletin tüm gücü, karar verme ya da yeni normlar belirleme iktidarı, bu gücü keyfi olarak kullanabilen tek bir adamın elinde toplanmıştır. Sadece ona bağlıdır.” (Nazi Almanyasında Hukuk s. 176-177)
Tek bir adam"... Ne kadar tanıdık değil mi? Yazar devamında o dönem hukukun nasıl uygulandığını madde madde aşağıdaki gibi sayar: “Yargıya uygulandığında Führerprinzip, üç ilkeye tekabül eder:
1- Hukuk siyasal liderliğe hizmet etmelidir.
2- Führer en üstün yargıçtır, teoride hüküm verme yetkisi sadece ondadır.
3- Führer’le doğrudan sadakate dayalı bir ilişkisi olan yargıç, Führer gibi karar vermelidir.
Mesaj daha açık olamazdı: Yargı bağımsızlığı diye bir şey yoktu; yargıçların rolü siyasi iradenin yerine
getirilmesinden özellikle Führer’in tam olarak onlardın istediği gibi hüküm vermekten başka bir
şey değildi.” (agy s. 178)
Görüldüğü gibi kitabın ismi “Nazi Almanyası’nda Hukuk” olsa da süreç için de ülkede hukuk diye bir şey kalmamıştır ve Naziler, hukuku, kendilerine kılıf edinerek ülkedeki muhalifleri, kendi ırklarından olmayanları yok etme aracına dönüştürmüşlerdir. Bunun en en çarpıcı anlatımlarından biri, 1942’de Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels’in
sözlerindedir: “Yargıç karar verirken yasalardan ziyade suçlunun yok edilmesi gerektiği fikrinden yola çıkmalıdır...
Devlet iç düşmanlarını en verimli şekilde uzaklaştırmalı ve tamamen yok etmelidir. Yargıcın sanığın suçluluğuna ikna edilmesi gerektiği fikri tamamen terk edilmelidir. Yasanın yönetiminin amacı ilk etapta misilleme, hatta iyileştirme değil, devletin sürdürülmesidir.” (agy s. 188)
İşte hukuk son yıllarda ülkemizde de siyasi iktidarın kendisine düşman olarak gördüğü insanları susturma, bitirme, yok etme aracı, operasyon silahı olarak kullanılmaktadır. Hitler Almanya’sından yıllar sonra hukuku bu şekilde kullanan yargıç ve savcıların yargılandığı ve cezalandırıldığı Nürnberg’deki Adalet Davasında verilen karar meseleyi çok güzel özetlemişti: “Yasalar, Hitler’in kararnameleri ve Drakonvari yozlaşmış ve sapkın Nazi yargı sisteminin bizzat
kendisi insanlığa karşı işlenen suçların maddi unsurunu teşkil etmektedir ve bunların yürürlüğe girmesine ve icra edilmesine katılmak, suça iştirak anlamına gelir...
Kısaca suçlama, ülke çapında hükümet tarafından düzenlenen bir zulüm ve adalet sistemine bilinçli olarak katılmaktır; insanlık ... yasalarının ihlali söz konusudur ve suç Adalet Bakanlığı’nın otoritesi ile hukuk adına işlenmiş, mahkemeler de suçun işlenmesine aracılık etmiştir. Suikastçının hançeri, yargıcın cübbesinin altında gizlenmiştir.”
(agy s. 190)
Üstelik ülkemizde, aslında haksızlıkların ve hukuksuzlukların artması anlamına gelen, dünyanın en büyük adliyelerini yapmakla övünen siyasi iktidarın Adalet Bakanı son dönemlerde sık sık “yargı bağımsızdır, görevini yapar” şeklinde
açıklama yapıyor bildiğimiz gibi. Tam da bu açıklamaların üstüne geçen haftalarda yöneticilerin ABD ziyareti sırasında Trump Türkiye’de 2016 yılında terör örgütleri adına suç işlemek ve casusluk suçlarından tutuklanan vatandaşı Rahip Andrew Craig Brunson için "Ben devreye girmeden önce 35 yıl ile yargılanıyordu. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı aradım, o da Rahip Brunson'ı serbest bıraktı. Bu, Hristiyan-Evanjelik topluluğumuz için harika bir şeydi, Rahip Brunson şimdi sağlıklı ve iyi durumda" Yargımız ne kadar da bağımsız değil mi?!?! Sadece kendi içimizde değil, uluslararası alanda da çok bağımsız?!
Casusluk suçundan tutuklu bulunan bir papaz emperyalist bir devlet liderinin emri ile derhal serbest bırakılıyor. Bu emri alan ise ne yazık ki gerçekten bağımsız olması gereken isminin önünde Cumhuriyet yazan savcılarımız ve yargıçlarımız. Çünkü bizimkiler “yargı bağımsızdır” naraları atarken alttan alta yargı mensuplarımız üzerinde büyük bir siyasi baskı kurmaktadırlar.
Nazi Almanya’sında, Adalet Müşaviri Dr. Hans Frank’ın yargıçlara söylediği şu sözler meseleyi özetliyor: “Nasyonal sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: “Benim yerimde Führer olsa nasıl karar verirdi?” (William Shirer – Nazi İmparatorluğu Cilt 1 Ağaoğlu Yayınevi 1970 s.426)
Mesele derin ve can yakıcı...
Memleketin içinde bulunduğu genel olumsuz durum hukuka böyle yansıyor işte. Özellikle 19 Mart süreci başta gelmek üzere Emniyet Müdürlüklerinde, Adliyelerde, Cezaevlerinde toplumsal olaylarda alanda olan, toplumsal davalarda savunma görevi yapan bizler de her geçen gün hukuk eliyle cinayetler işlendiğine birebir şahit oluyoruz. Ancak umutsuz değiliz. Başta kendi haklarımızı savunmak ve ülkemizdeki tüm tüm haksızlıklara karşı mücadele etmek için bir araya geldik, mücadele ediyoruz ve edeceğiz!
Son bir alıntı ile bitirmek istiyorum yazıyı;
“Nazi hukukunun tarihi, hukuk icracılarının iki kimliğe de bürünebileceğine işaret eder. Hukukçular ya “adaletsiz radikal rejimlere karşı siper” olabilirler (s. 225) ya da “toplu katliamlara kadar varan menfur suçları işleyebilir ve bunu yaparken görünüşte hukukçular olarak ‘normal işlerini görmeye’ devam da edebilirler.” (s. 167)
En sonunda mesele gelip buraya dayanıyor: “adaletsiz radikal rejimlere karşı siper” mi olacağız? Toplu katliamlar, menfur suçlar işlenirken; memleket işçiler, emekçiler, kadınlar, çocuklar, masum sokak canları için cehenneme döndürülürken “normal işleri”mizi görmeye devam mı edeceğiz?
Ne mutlu bize ki biz birincisini seçen, cübbemizi onurla taşıyan hukukçularız, adalet savaşçılarıyız!
Av. Pınar Akbina Karaman



Yorumlar